Hayata Beraber Başlarken

0
146

Hayat; acısıyla, tatlısıyla yaşana gelmektedir. Her yaş ve dönem insanda ayrı sorumluluklar gerektirmektedir. İnsanın yaşıyla doğru orantılı olarak sorumlulukları da artmaktadır. Kişinin yapmış olduğu işe göre, sorumluluğu da fazlalaşmaktadır. On yaşındaki bir çocuğun mesuliyetiyle yirmi yaşındaki bir gencin sorumlulukları çok farklıdır. Hele topluma ait mesuliyeti olanlarınkini siz düşünün. İnsan; topluma karşı mesuliyeti olduğu gibi, ailesine karşıda bir kısım görevleri vardır. Toplumun temelini oluşturan aile hayatı çok büyük bir önem arz etmektedir.
Ülkemizde, aile hayatının kutsallığı ve inançlarımızın, ruhumuzun derinliklerine kadar işlemesinden dolayı sağlam bir toplum oluşmuştur. Bir dönem ecdadımız, fethettiği ülkelerde mutlu ailelerle güzel örnek olmaya çalışmışlardır. Bu büyülü atmosfere kapılan yabancılar, kısa zamanda etkilenmişler ve onları örnek almışlardır. Son yüz yılda o kadar çok değerimizi kaybetmişiz ki bunları saymak insanın moralini alt üst etmektedir. Yalnız şunu ifade edelim; her türlü güzelliğe ev sahipliği yapan mutlu aileler, azaldıkça azaldı. Bunun neticesinde bir kısım güzel hasletlerimiz yok olup gitti. Buradaki maksadım; olumsuz şeyler ifade etmek değildir.
Toplumu oluşturan aileler ve bireylerin sağlam karakterli olması, o millet için büyük bir kazançtır. Yeni kurulan ailelerin temelleri sağlam ölçülerle atıldığı zaman, aile içerisinde Cennet hayatı yaşanması kaçınılmazdır. Mutlu fertler, mutlu aileleri oluşturmaktadır. Bunun için toplumun fertlerinde somut ve insan onurunu rencide etmeyen ölçülerin olması gerekir. Aile olmaya karar veren gençler, ne istediklerini ve nasıl bir insanla hayatını birleştirmek istediğini net olarak ortaya koymalı. Aksi halde geçici bazı isteklerle kurulan yuvalar çok kısa zamanda dağılmakta ve bir sürü faciaya sebebiyet vermektedir. İnsanın en fazla üzerinde durması lazım gelen bir husus karakter ve güzel huylar olmalı. Diyelim ki bir insanın güzelliğinden dolayı evlenen fertler veya malından mülkünden dolayı evlenenler, bir zaman sonra bu özellikleri kaybettiklerinde ayrılmaktadırlar. Böyle olmasa bile kişiler çok hassasiyet gösterdikleri konularla imtihan oldukları bilinen bir gerçektir.
Aile hayatının kuruluşunda ölçümüz neler olmalıdır? Nelere dikkat etmeliyiz ki mutlu bir yuva kurabilelim? Bunun en güzel cevabını veren Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (sav):
“Bir kadınla üç şey için evlenilir; birincisi güzelliğinden dolayı. İkincisi; malından dolayı. Üçüncüsü; dindarlığından dolayı. Siz dindar olanı tercih edin” buyuruyor.
Bugün ölçülerimiz değişerek yuvanın kurulması maddi şeylere bina edilmesi, karakter güzelliğinden daha ziyade yüz ve vücut güzelliğine önem verilmesi sonucunda binlerce aile yuvası kısa zamanda yıkılıp gitmektedir. Aile içerisi şiddet, karşılıklı olarak birbirlerini anlamama gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu da sağlıksız bir toplum ve bir kısım sosyal problemlere sebebiyet vermektedir.
Mutluluğu sadece yaşadığımız dünya olarak düşünmemeliyiz. Özellikle kabrin öbür tarafına ciddi hazırlık yapmalı, hayat arkadaşımızın bizimle beraber olabilmesi için karşılıklı olarak bir kısım fedakârlık yapmaya ihtiyacımız vardır. İnanç esaslarımızı tekrar gözden geçirdiğimiz zaman, hayata ait bir kısım ölçülerimizin kaybolduğunu mutlaka fark edeceğiz. Özellikle maddi bedenimizin beslenmesine harcadığımız zamanı ve maddi şeylerin en azından yarısını ruhumuzun beslenmesi adına kullanırsak inanıyorum ki toplumda problemler asgariye inecektir.
Her bir genç evlenmeden önce bir kısım sağlam ve sarsılmaz ölçüler edinmelidir. Aksi halde başta yapılan bir yanlıştan dolayı binlerce olumsuz hadiseyle karşı karşıya gelmekteyiz. Bu olumsuzlukları çözmenin tek yolu; sağlam bir inanç ve sarsılmaz ölçüler koyan dinimizin hayata hayat yapılmasından geçmektedir. Böyle yaparsak hem dünyamız Cennet olur hem de ahiretimiz Cennet olmaktadır. Büyük bir fikir adamının ifadesiyle sözlerimi tamamlamak istiyorum: “Bahtiyar o adamdır ki hayat arkadaşını kaybetmemek için saliha eşini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyar o kadın ki kocasını dindar görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam dindar olur. Dünya mutluluğu içinde, ahiret mutluluğunu kazanır.”

Önceki İçerikZekat Kimlere Verilir, Kimlere Verilmez?
Sonraki İçerikEvlilikte Aile Büyüklerinin Görevleri
Cemalettin Yazıcı
Cemalettin Yazıcı 1968 yılında Artvin'de dünyaya gözlerini açtı. Okuma yazmanın yüksek olduğu memleketinde okumayı ilk sevdiren büyük babası oldu. Köy şartlarına göre az sayıda da olsa kitaplarla büyüyen yazarımız, okuma sevgisini aile içerisinde mayaladı. Fikir olarak katılmasa da çevresindeki insanlar mutlaka bir şeyler okuyorlardı. Bu durum kendisini daha çok okumaya sevk etti. Zamanla bu birikim faydalı olur kanaatiyle kaleme damlamaya başladı. Yazarımız, uzun yıllar eğitim faaliyetlerinde bulundu. Çeşitli illerde eğitim kurumlarında idarecilik ve danışmanlık yaptı. Bir süre öğretmenlik de yapan yazarımız, Altın Kalem Yayınları'nın kurucularından olup şu an yazım ve inceleme faaliyetlerine devam etmektedir. Çeşitli dergilerde ve gazetelerde yazılar yazdı. Yazarımız, ihtiyaç hissettiği alanlarda yazmaya devam etmektedir. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Cemalettin Yazıcı evli ve iki çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz